Rasim Aydın: “Bilgi olmadan, fikir olmaz.”

12 Eylül 2018 / Comments (0)

HABERLER

Ulusumuz genel olarak bilgi sahibi olmadığı için, neyi neden yaptığını kavramadan bilinçsizce hareket etmekte, bilim okullarımızın çalışmalarından yararlanamamakta, öğrenciler ise neden bilim okullarında okuduklarını anlayamadan sadece bir diploma sahibi olmak için depolanmakta bu yüzden masumiyetinin, cahilliğinden beslenmektedir.

Bu durumu başkaları tarafından kandırılarak ve sürekli geçmişte yaptığı hataları düzeltmeye çalışırken yeni hatalar yaparak bir türlü bu kör döngüden kurtulamayan, birbirine karşı sevgisiz ve saygısız, köktenci bir anlayışla gücü eline geçirdiğinde sadece parasal olarak zenginleşmek üzerine odaklanmış kendisi gibi olmayanları dışlayan ve insan onuruna saygı duymayan çevreye saygı duymayan hayvanlara bile hoyratça davranan mutsuz geleceğinden umutsuz sadece gününü kurtarmaya çalışan bir aşamaya evirilmiştir.

Bu üzerinde hepimizin düşünmesi gereken bir konudur.

Hiçbir toplum bu kadar çok örselenerek uygarlık sınıfında kendine bir yer edinemez ve varlığını sürdüremez.

Halbuki bu durum ne bunu yaratanlara, ne de ulusumuza hiçbir gelecek sunamaz.

Yaşamın kaynağı sevgidir. Sevgi sempatiye, sempati empatiye, empati güvene ve güven huzura evrilir. Bir toplumun hedefi huzura ulaşmak olmalıdır. Birbirinin canına kasteden savaş çığırtkanlıkları ve savaşlar hastalıklı bir toplumun içinde beslediği mikrobu dışarıya çıkarmasından başka bir şey değildir. Bu saldırganlığın kaynağı çocuklukta yaşadığı mutsuz aileler ve bedensel güç üzerine kurgulanan hastalıklı bir geçmiştir.

Bir toplum başarı için umut beslemek savaşlardan uzak durmak düşüncelerini ifade etmek için geniş bir söz dağarcığına sahip olmak istemelidir. Bunu sağlamak için okumak, araştırmak ve söz dağarcığını genişleterek her hissini ifade edebilecek aşamaya gelmek ve böylece başkalarını darp eden bedensel zararlar veren saldırganlıklarından uzaklaşabilir.

Deneylemek, Keşfetmek, ve Yenileşmek bir toplumun temel dayanağı olmalıdır. İnsanlığı yok edecek değil geliştirecek seçkin bir yaşamı sunacak, ürettiği ile gururlandıracak ve onur sahibi yapacak girişimlere ve programlara ihtiyacımız vardır.

Tarım alanındaki girişimlerimizi öncü bir konuma taşımak şöyle dursun, ilkel tarımsal üretim yöntemlerimizi çağın gereklerine göre yenileyememek bizi dünya ilerleyişinin gerisinde bırakmış, ulusumuz içeriğini bile tam olarak bilmediği hatta teknoloji yoksunluğundan veya pahalı olmasından ötürü analiz bile yaptıramadığı gıdaları tüketerek vücudunu pek çok kimyasal ürünün çöplüğü konumuna sürüklenmiştir. Sağlıksız gıdanın insanımızda yarattığı yıkımın en iyi gözleneceği yer hastanelerdir.

Bizlere tükettiğimiz gıdaları yetiştirmemiz için tohum veya kimyasal koruyucu satan ülkelerin hiç birinde böyle bir yıkım söz konusu değildir. Hatta bu ülkeler ülkemizden gıda satın alırken gıdanın içerdiği kimyasal kalıntılardın miktarını ölçmekte ve belli bir sınırın üzerindekileri kabul etmeyerek geri göndermekte bu yaş sebze ve meyveler sanki normal gıda imiş gibi bakanlık denetiminden uzak gıda mağazalarının raflarında yerini almakta ve vernikle parlatılmış olarak tüketicinin ilgisini çekerek evlerimize dolayısıyla midemize kadar gitmektedir.

Tosgeb Derneği ulusumuzu bu yıkımdan kurtarmak üzere yola çıkmış bir avuç insanın gönüllü hareketidir. Her gecen gün Ulu tanrının bize bir armağanı olarak kabul ettiğimiz solucanların beslenim sonucu çıkardıkları bokları işleyerek organik nitelikli bir gübreye dönüştürmek ve elde edilen bu organik gübre ile toprağımızı aşılamak büyük önem taşımaktadır.

Bu hareket tarlacılarımızın nezdinde kabul gördükçe ve tarlalarımıza organik madde aşıladıkça tarlacılarımızın ürettikleri ürünleri yiyen halkımızın sağlığını da aşama/aşama iyileşecektir.

Hastaneler de hasta sayılarının düşüşü ile kobay olarak kullanılmak çılgınlığından kurtulacağız. Belki hastaneler işler azaldığı için kapanacak ancak ulusumuz sağlıklı hale geldiği için buna sevineceğiz.

Elimizdeki sayısal verileri hatalı yorumlamıyorsak eğer ülkemiz yıllık 6 milyon ton kimyasal gübre hammaddesi tüketmekte, bunun için 4 milyar dolar para ödemektedir. Bu hammaddeler ithal kaynaklıdır. Bu yüzden bir de paranın finansmanı için faiz ödemekteyiz.

Öte yandan sağlı harcamalarındaki artışı burada ifade edebilmeme olanak yoktur. Ulusumuz iki taraftan da sistemli biçimde soyulmaktadır.

Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1934 yılında yayınladığı bir kararname ile, organik gübrenin önemine değinmiş, bu gübrenin çokça üretilmesi için teşvik edici olunmasını istemiş ve bu gübrenin dış ülkelere ihracını yasaklayarak bunun kendi tarlalarımızda kullanılmasını dışarıdan gelecek üç beş kuruşa umut bağlanmamasını istemiş ve halkımızın sağlıklı gıda ile beslenmesi için bu durumun büyük önem arz ettiğini bildirmiştir.

Kararname ile güvenceye alınan bu ihrac yasağı daha sonrada yüce meclisimiz tarafından yasalaştırılmıştır.

Bu ihrac yasağı ülkemizin organik gübre ihtiyacı tam olarak karşılanana kadar sürmelidir.

Önce halkımız sağlıklı tohum ve sağlıklı topraklarda yetişmiş sağlıklı gıda ile yüzleşmelidir. Solucan gübresi veya diğer organik gübrelerin üretim artışı ve kullanım yoğunluğu arttıkça kimyasal gübrelerin bilinçli kullanımı da teşvik edilerek topraklarımız çoraklıktan kurtulacak ve böylelikle sağlıksız gıda ile zehirlenerek pek çok hastalığı bünyesine almış halkımız sağlığını yeniden elde etmeye başlayacağından hastanelerde soyulmaktan kurtulacaktır.

Bu arada Solucan gübresi üreticilerini de sağlıklı kaynaklardan beslenmesi ve işine hile karıştırmadan yeterlilik ölçütlerine uygun davranması çok büyük önem taşımaktadır.

Hiç kuşkusuz Solucan gübresi tek başına sihirli bir değnek değildir. Ancak belli bir zaman sonra belki bizler dünyadan göçmüş olsak bile, gelecek nesillerimiz daha sağlıklı ve umut dolu bir yarına koşacaklardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir